sonunda müdür amcam bendeki cevheri görüp departmanımı değiştirdi.2 senedir aynı işyerinde çalışmama rağmen 2 sefer merhaba demediğim kişilerin bir arada olduğu departmana verildim.1 haftadır o departmana geçeceğim belli ama çok saygıdeğer yeni iş arkadaşlarımla hala olabildiğince uzak davranıyoruz birbirimize..
sorsanız "kızçe seni yollasalar başka bir departmana hangisine yollasınlar?" ne yalan söyleyeyim bende derdim gene aynı departman.. ama iş yerinde çalışma arkadaşlarınla iyi geçinmenin önemini her defasında dile getiren ben,2 senedir böylesine uzak kalabilmeyi başarabilen bir topluluğun içine nasıl entegre olup nasıl kaynaşıcam.. soru işaretleriyle boğuşup duruyorum kaç gündür.
Eğer şu şirkette varsa bir kariyer şansım,bunu başarabilecek en iyi yerdeyim.. çünkü istediğim ve eğitimli olduğum bir işi yapıcam.. ama nasıl bir ortama düşüceğimi bilememek bu olumlu düşüncelerin hepsini baltalıyor..Ayın 2 sinde yepyeni bir hayat bekliyor beni..sanırım gerçek iş hayatı bu olsa gerek.. hepiniz dua edin bana.. merak içerisindeyim..
25 Nisan 2011 Pazartesi
7 Nisan 2011 Perşembe
4 Nisan 2011 Pazartesi
irade
Bugün bi kez daha anladım ki bir insan iradesizse tüm konular için iradesizdir. Önce iradenin kelime anlamına bakalım:Bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü. işte sorunu tamamen tanımlayan bir tanım.. Hani o iradeyi oluşturan bir güç var ya işte o bende yok..zaten ya tümden olur o irade yada hiç olmaz. bari birazcık olsaydı bende yok oda yok. işte iradeyle ilgili bir kaç örnek:
-Akşam yatmadan kesinlikle yemek yemem.
-Kesinlikle yanımda çalışan kızçeye akıl vermem.
-Haftada 2 makale çevirisi yaparım.
-Haftada 3 mutlaka yürüyüş yaparım.
-İş yerine sadece cuma günleri spor ayakkabı giyerim.
-...
belkide düşünsem bunlar gibi bir ton şey yazabilirim. Ha şimdi size " bu ne ya, nasıl irade örnekleri bunlar?" derseniz işte açıklamaları..
bende o iradeyi sağlayan güçten biraz olsaydı;
Akşamları yatmadan önce canımın çektiği, normalde bütün gün aklımın ucundan bile geçmeyen yiyecekler, mutfakta bana melül melül baktıklarında "hayır sizi yemiycem ulan" diyebilirdim. ama ben napıyorum. "ay bunuda yiyimde yarın başlayım artık şu rejime" diyip muhteşem bir hazla normalde 1 saat koşarak anca yakabileceğim o kalori dolu yiyecekleri miğdeme indiriyorum. hep o güç yüzünden.. yok bende napıyim..
yanımda öyle bir kızçe çalışıyo ki,2 senedir dinliye dinliye içim şişti.. diyorum kendi kendime "kızçe dinle ve sus,akıl verme,yorum yapma.." ama napıyorum ben 1 gün susuysam "kızçe sen salaksın.." diyerek başlıyorum bi ton konuşmaya..gerçi hep onun iyiliği için konuştuğumu düşünerek biraz içimi rahatlatıyorum. halbuki bende o güç olsaydı napardım "sol kulağımdan girip sağ kulağımdan çıkmasına izin verirdim konuşmaların". irade yoksunluğu o işi yapıp yapmadığıma karar vermemi engellediği gibi sağ kulağımdaki tıpayı çıkarmamada izin vermiyor.(cümlenin ana fikri; kızçe sol tarafımda oturuyor)
İşim gereği haftalık,aylık,yıllık kısaca önüme gelen her dergiyi okumak ve içinde ne var ne yok bilmek durumundayım.. son zamanlarda kişisel gelişimimle ilgili aldığım ve son iş görüşmemde yaşadığım olayla iyice pekişen kararım bana der ki, kızçe haftada 2 ingilizce makale çevir. aktivitenin karar aşamasında kulağa hoş gelen ve okuduğum dergilerin arka kısımlarındaki ingilizce makalelerin copy lerini hazırlamakla ilk aşamayı başarıyla gerçekleştirdiğimi düşündüğüm bu olay,irade gücümün yeterli olmaması sebebiyle ilk aşamada kalıyo işte. halbuki bu işe karar verebilme gücüm olsaydı ne olurdu; iş hayatımda var olan oncaaaaaaaaa boş zamanda bırak 2 makaleyi 10 makale bile çevirebilirdim. Bu şekilde son iş görüşmemde.. "birazda ingilizce devam edelim..." diye başlayan cümlenin sonunda sorulan "what is your opinion for your future?" vb. sorularına,içinden "bu ne la şimdi,ben bu soru için türkçe cevap vermek için 2 gün düşünürüm" demektense, bol bağlaçlı bir cümle kurabilirdim..hem belki o zaman görüşmeyi yapan kızçeler en azından "biz size dönüş yapıcaz" diyerek masadan kalkarlardı :(
Belli bir yaştan sonra kilo vermek zorlaşır derlerdi ama inanmazdım.. çok çabuk kilo alan ve çok çabuk kilo veren bir yapım olduğundan,bu yapımında bana her yaşta avantaj/dezavantaj sağladığını düşündüğümde bir problem görülmemekte. Ancak şu an bu lafı söyleyenlere hak vermekle birlikte, "ı haven't got irade gücü" durumu beni çok şişman gösteriyor:( halbuki yapsam şu yürüyüşü düzenli bir şekilde ne kadar güzel olacak ama olmuyo ,olmuyo işte.. ve gene yapıp yapmamama kara veren güç ve benim aramda geçen svaştan doğan olası durumlar:
1. durum:
akşamları eve gelirken yolda göbeğimin bana baskı yaptığını hissederek yürüyüş kararı veriyorum..aperatif bişiler atıştırıyorum.. sonra sırtımdan bacaklarıma doğru inen bi rehavet beni doğruca televizyonun karşısındaki koltuğa götürüyor.. bu yolda ilerlerken gözüm saate ilişiyor.. saat 19:50. "amaaannn 10 dk dinleniyim 20:00'de başlarım yürüyüşe" diyorum. saat 20:00. bir 10 dk daha..... derken derken saat 21:00. "neyse yarın yürürüm" diyorum. ve kazananda kaybedende iradem.
2.durum:
"neyse yarın yürürüm" dedikten sonra gözüm yan tarafımda duran kondisyon bisikletine takılıyor.. savaş tekrardan başlıyor.. ayrıntıya gerek yok.. tahmin etmek güç değil..
halbuki yine o güçten biraz olsaydı.. savaşı yenen taraf ben olurdum ve şu an yağsız kemikli et durumda olabilirdim :(off offf...
bana sorcak olsanız benim çalıştığım iş yerinde ofise spor kıyafetle gelinmemeli. tamam kıyafet kuralı yok isteyen spor da giyer klasikte. ama bence bizim ofisin kesinlikle şık olması lazım.. işe girdiğimde sadece cuma günleri "tgif" kapsamında (thanks god it's friday) spor giyileceğini söylemişti çok sevgili müdür amcam. ki bunları söylerken günlerden çarşamba ve üzerinde gömlek,kot ve rahat bir ayakkabı vardı. ilk bir kaç ay bu kurala uymuş olup daha sonra müdür amcamın her zaman spor giyinmesinden esinlenerek kuralı bozup sürekli spor giyinen ben artık buna bi son vermenin zamanı geldiğini düşünmekteyim.. salaş giyinmeyi çok severim ama itiraf ediyorum b.kunu çıkardım..ya en azından giyindiğim kıyafetleri bir babet ya da hafif topuklu bir ayakkabı ile tamamlasam, biraz takı ile süslesem bambaşka bir havada olabilirim..insanın yürüyüşü havası değişiyor valla.. ama her haftasonu kıyafetlerime bakarken gardrobumdan bana el sallayan o sümsük irade gücüne söyleyecek iki çift bulamamakla birlikte kameralarımızı aşağı doğru çeviriyoruz.. aaa oda ne? birde ne görüyoruz..Bir çift converse :(
-Akşam yatmadan kesinlikle yemek yemem.
-Kesinlikle yanımda çalışan kızçeye akıl vermem.
-Haftada 2 makale çevirisi yaparım.
-Haftada 3 mutlaka yürüyüş yaparım.
-İş yerine sadece cuma günleri spor ayakkabı giyerim.
-...
belkide düşünsem bunlar gibi bir ton şey yazabilirim. Ha şimdi size " bu ne ya, nasıl irade örnekleri bunlar?" derseniz işte açıklamaları..
bende o iradeyi sağlayan güçten biraz olsaydı;
Akşamları yatmadan önce canımın çektiği, normalde bütün gün aklımın ucundan bile geçmeyen yiyecekler, mutfakta bana melül melül baktıklarında "hayır sizi yemiycem ulan" diyebilirdim. ama ben napıyorum. "ay bunuda yiyimde yarın başlayım artık şu rejime" diyip muhteşem bir hazla normalde 1 saat koşarak anca yakabileceğim o kalori dolu yiyecekleri miğdeme indiriyorum. hep o güç yüzünden.. yok bende napıyim..
yanımda öyle bir kızçe çalışıyo ki,2 senedir dinliye dinliye içim şişti.. diyorum kendi kendime "kızçe dinle ve sus,akıl verme,yorum yapma.." ama napıyorum ben 1 gün susuysam "kızçe sen salaksın.." diyerek başlıyorum bi ton konuşmaya..gerçi hep onun iyiliği için konuştuğumu düşünerek biraz içimi rahatlatıyorum. halbuki bende o güç olsaydı napardım "sol kulağımdan girip sağ kulağımdan çıkmasına izin verirdim konuşmaların". irade yoksunluğu o işi yapıp yapmadığıma karar vermemi engellediği gibi sağ kulağımdaki tıpayı çıkarmamada izin vermiyor.(cümlenin ana fikri; kızçe sol tarafımda oturuyor)
İşim gereği haftalık,aylık,yıllık kısaca önüme gelen her dergiyi okumak ve içinde ne var ne yok bilmek durumundayım.. son zamanlarda kişisel gelişimimle ilgili aldığım ve son iş görüşmemde yaşadığım olayla iyice pekişen kararım bana der ki, kızçe haftada 2 ingilizce makale çevir. aktivitenin karar aşamasında kulağa hoş gelen ve okuduğum dergilerin arka kısımlarındaki ingilizce makalelerin copy lerini hazırlamakla ilk aşamayı başarıyla gerçekleştirdiğimi düşündüğüm bu olay,irade gücümün yeterli olmaması sebebiyle ilk aşamada kalıyo işte. halbuki bu işe karar verebilme gücüm olsaydı ne olurdu; iş hayatımda var olan oncaaaaaaaaa boş zamanda bırak 2 makaleyi 10 makale bile çevirebilirdim. Bu şekilde son iş görüşmemde.. "birazda ingilizce devam edelim..." diye başlayan cümlenin sonunda sorulan "what is your opinion for your future?" vb. sorularına,içinden "bu ne la şimdi,ben bu soru için türkçe cevap vermek için 2 gün düşünürüm" demektense, bol bağlaçlı bir cümle kurabilirdim..hem belki o zaman görüşmeyi yapan kızçeler en azından "biz size dönüş yapıcaz" diyerek masadan kalkarlardı :(
Belli bir yaştan sonra kilo vermek zorlaşır derlerdi ama inanmazdım.. çok çabuk kilo alan ve çok çabuk kilo veren bir yapım olduğundan,bu yapımında bana her yaşta avantaj/dezavantaj sağladığını düşündüğümde bir problem görülmemekte. Ancak şu an bu lafı söyleyenlere hak vermekle birlikte, "ı haven't got irade gücü" durumu beni çok şişman gösteriyor:( halbuki yapsam şu yürüyüşü düzenli bir şekilde ne kadar güzel olacak ama olmuyo ,olmuyo işte.. ve gene yapıp yapmamama kara veren güç ve benim aramda geçen svaştan doğan olası durumlar:
1. durum:
akşamları eve gelirken yolda göbeğimin bana baskı yaptığını hissederek yürüyüş kararı veriyorum..aperatif bişiler atıştırıyorum.. sonra sırtımdan bacaklarıma doğru inen bi rehavet beni doğruca televizyonun karşısındaki koltuğa götürüyor.. bu yolda ilerlerken gözüm saate ilişiyor.. saat 19:50. "amaaannn 10 dk dinleniyim 20:00'de başlarım yürüyüşe" diyorum. saat 20:00. bir 10 dk daha..... derken derken saat 21:00. "neyse yarın yürürüm" diyorum. ve kazananda kaybedende iradem.
2.durum:
"neyse yarın yürürüm" dedikten sonra gözüm yan tarafımda duran kondisyon bisikletine takılıyor.. savaş tekrardan başlıyor.. ayrıntıya gerek yok.. tahmin etmek güç değil..
halbuki yine o güçten biraz olsaydı.. savaşı yenen taraf ben olurdum ve şu an yağsız kemikli et durumda olabilirdim :(off offf...
bana sorcak olsanız benim çalıştığım iş yerinde ofise spor kıyafetle gelinmemeli. tamam kıyafet kuralı yok isteyen spor da giyer klasikte. ama bence bizim ofisin kesinlikle şık olması lazım.. işe girdiğimde sadece cuma günleri "tgif" kapsamında (thanks god it's friday) spor giyileceğini söylemişti çok sevgili müdür amcam. ki bunları söylerken günlerden çarşamba ve üzerinde gömlek,kot ve rahat bir ayakkabı vardı. ilk bir kaç ay bu kurala uymuş olup daha sonra müdür amcamın her zaman spor giyinmesinden esinlenerek kuralı bozup sürekli spor giyinen ben artık buna bi son vermenin zamanı geldiğini düşünmekteyim.. salaş giyinmeyi çok severim ama itiraf ediyorum b.kunu çıkardım..ya en azından giyindiğim kıyafetleri bir babet ya da hafif topuklu bir ayakkabı ile tamamlasam, biraz takı ile süslesem bambaşka bir havada olabilirim..insanın yürüyüşü havası değişiyor valla.. ama her haftasonu kıyafetlerime bakarken gardrobumdan bana el sallayan o sümsük irade gücüne söyleyecek iki çift bulamamakla birlikte kameralarımızı aşağı doğru çeviriyoruz.. aaa oda ne? birde ne görüyoruz..Bir çift converse :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
